Yardıma İhtiyacım Var!
Siz sevgili okurlarımdan küçük bir yardım bekliyorum. Beklediğim yardımın içeriği hakkında bilgi almak için tıklayın.

Yükleniyor...

25 Nisan 2009 Cumartesi

Bilgisayar kullananlara tavsiyeler

Ne yazık ki çevreme baktığımda bilgisayar kullanabilme seviyesi ortalama düzeyde olan insanların, yani teknik bilgisi sınırlı olanların pek çok kandırmacaya kurban gittiğini gözlemlemekteyim. Bu kandırmacalar zaman zaman bilgisayar tamircileri, zaman zaman da eş-dost-ahbaplar tarafından organize ediliyor. Malesef ortalama vatandaş da bu kişilere inanıp güvenmek zorunda kalıyor. İşte bu kişilerin daha fazla dalavereye kurban gitmemesi, maddi ve manevi kayıp yaşamaması için birkaç önemli maddeden oluşan tavsiyelerimi sıralamak istiyorum.

  • Formata para vermeyin! Beni en çok rahatsız eden belki de budur. Bilgisayarcıların çoğu yazılımsal bir problemle karşılaştığınızda size bilgisayarın format istediğini söyler. Ücret olarak da yerine göre 40-50 TL'den başlayan bir fiyat biçerler. Kanmayın. Format atmak Windows XP ve sonrasında o kadar kolaylaştı ki, şu an bu blogu okuyan herhangi bir kişinin kendi bilgisayarına format atabileceğine eminim. Formatı bilgisayarcıya attırmak yerine, işi bilen bir tanıdığınızdan yardım isteyin ve o format atarken siz seyredin. İlk seyirden sonra kendiniz de atabilir duruma geleceksiniz.
  • Tornavida parası vermeyin. Harddisk, RAM, optik sürücü, ekran kartı ve bilimum kartlar çok kolay sökülüp takılabilen parçalardır. Sadece işlemcinin montajı biraz çetrefillidir. Bu parçalardan birini değiştirmek isterseniz ve takacağınız parçanın uyum sorunu çıkarmayacağını düşünüyorsanız bilgisayarcıya götürüp tornavida parası vermek yerine kendiniz monte edin. Hemen her parçanın montajı ile ilgili videoları YouTube ve diğer video sitelerinde bulabilirsiniz. Harddisk ve optik sürücüler için sisteminizde takılı diğer sürücülere giden kabloları incelemeniz bile çoğu zaman doğru montaj yapmanıza yardımcı olacaktır.
  • Korsan antivirüs kullanmayın. Bir süredir çoğu bilgisayarcı format attıkları bilgisayarlara Fix adlı yama ile yamanmış 1.600.000 gün lisanslı NOD32 kurmaktan çekinmiyorlar. Oysa bu yama, bilgisayarınızda kendine bir delik açar ve bazı saldırılara karşı savunmasız hale getirir. Siz de NOD32'm var güvendeyim diye kasıla kasıla oturursunuz. En kötü bedava antivirüs bile bu tarz yamalarla yamanmış bir ücretli antivirüsten iyi koruma sağlayacaktır.
  • Korsan yazılımların hepsi virüslü değildir. Kimileri de yukarıdaki örnek gibi tüm korsan yazılımların virüslü olduğunu savunmakta. Yanlış. Doğru kaynaklardan doğru yöntemle edinilmiş korsan yazılımlar zararlı içermez. Bu konuda en güvenilir yöntem, yazılımı üreticisinin kendi sitesinden indirip, daha sonra bir şekilde ona ait geçerli bir seri numarası bulmak ve onu kullanmaktır. Fakat yazılım üreticilerinin aldığı bazı önlemler neticesinde bu yöntem artık pek geçerli değil. Eğer crack gibi metodlarla çalışan bir korsan yazılım kullanacaksanız crack'i hazırlayan grubun piyasadaki saygın gruplardan olmasına dikkat etmelisiniz. Bu piyasayı bilmiyorsanız bir bilene danışmakta fayda var.
  • Programların yeni sürümleri her zaman sorun çıkartmaz. Bazen bilgisayarcılar bilgisayarınızda çıkan problemleri, programların ve sürücülerin yeni sürümlerini kurmanıza bağlarlar. Oysa çoğu durumda problem yazılımdan değil, sizin bilgisayarınızın o sürüm ile çıkardığı problemden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle yazılımın eski sürümünü kullanmak sadece geçici bir çözüm olur. Onun yerine problemin kaynağının bulunup sorunun çözülmesi gerekir.
  • Yavaşlayan bilgisayara format atmak gerekmez! Sağda solda çok fazla duyduğum şeylerden biri de bilgisayara 2-3 ayda bir format atmak gerektiği. Neymiş efendim, yavaşlıyormuş. E durduk yere yavaşlamıyor ya! Tamam Windows Update ile gelen bazı çöp dosyalar bilgisayarı bir miktar yavaşlatır fakat bu çoğu zaman sizi etkileyecek boyutta değildir. Format her zaman son seçenek olmalıdır. Formattan önce bilgisayarın rutin temizliği yapılmalı, sabit sürücüler defrag edilmelidir. Bu konuda pek çok ipucu yazısını Google'da arama yaparak bulabilirsiniz. Belki ilerleyen zamanlarda ben de öyle bir yazı yazarım.

» Yazının tamamı için tıklayın

18 Nisan 2009 Cumartesi

Mustafa Topaloğlu - Obama

Galaksilerarası sanatçımız Mustafa Topaloğlu yine yapmış yapacağını. ABD Başkanı Obama'ya bir şarkı yazmış. Şarkı ne zamandır piyasada dönüyor bilmiyorum ama ben yeni denk geldim. Şarkıda mükemmel İngilizcesi ile "Welcome to presidency" diyerek Obama'ya hoş geldin demiş. Ayrıca dostluk, barış, kardeşlik gibi hassas konulara da temas etmiş. En azından bir defa dinlemeniz tavsiye edilir.

Şarkının sözleri şu şekilde vuku bulmuş:

O-Obama
Welcome to presidency

Obama O-Obama
Welcome to presidency

Hello
Hello Obama
Hoş geldin başkanlığa
Barış getir bu dünyaya

Obama O-Obama
Hoş geldin başkanlığa

Durdur bu savaşları
Bitsin artık gözyaşları
Geri getir umutları
(x2)

Obama O-Obama
Welcome to presidency

Hey people, we are sons of Adam and Eve.
We are brothers, we are brothers.

Hello
Hello Obama
Hoş geldin başkanlığa
Barış getir bu dünyaya

Obama O-Obama
Hoş geldin başkanlığa

Dünya bizim, hepimizin
Barış olsun sevgilere
Ellerimiz hep birlikte
(x2)

Obama O-Obama
Welcome to presidency

Şarkının sonunda bir de İngilizce rap bölümü var fakat bendeki kayıt çok kaliteli olmadığından ve tam anlayamadığımdan o kısmın sözlerini çıkaramadım.

» Yazının tamamı için tıklayın

17 Nisan 2009 Cuma

Ben küçükken salaktım.

Hepimizin küçükken yaşadığı akıllara ziyan maceralar vardır. Ben de küçükken bi' türlü rahat duramayan bir çocuktum. Yandaki fotoğraf yanılmıyorsam 3 yaş civarlarındaki halim. (Evet, sarışındım.) Küçükken yaptığım bazı şaklabanlıkları paylaşmak istiyorum şimdi.

  • Denize düşmüştüm. İlkokuldayken, sanırım 3. sınıfta olsa gerek, Selen'in doğumgünü kutlanmaktaydı İzmit Yelken Kulübü'nde. Haliyle denize sıfır mekan. Küçüğüz falan balonla eğleniyoruz o zamanlar. Burak benim elimdeki balona vurur, balon denize düşer. Salak ben de sanki başka balon yokmuş gibi onu almaya çalışırken kendimi belime kadar suda bulmuştum. Neyse ki aylardan nisandı da fazla üşümeden atlattım. Hala bazen yüzüme vurur ilkokul arkadaşlarım güler, eğleniriz.
  • Garsonun beyaz gömleğine vişne suyu dökmüştüm. Tamamen bilerek ve isteyerek. Küçükken vişne suyunu severdim. Hala severim. Ben her vişne suyu içtiğimde annemler üzerime dökmemem konusunda uyarırlardı. Neymiş efendim vişne lekesi çıkmazmış. Ben de koyu bir deneyci olarak bunu test etmeye karar vermiştim. Bi' gün gene böyle çay bahçesi formatında bi' yerde oturuyoruz. Her zamanki gibi vişne suyu söyledim. Sonra pipete çektim bi' kısmını ve pipetin ağzını kapattım. Garsonun gömleğine doğrulttum. Var gücümle üfledim. Epey bi fırça yemiştim.
  • Tek seferde 5 bardak su içip kusmuştum. Annem mahalledeki sütçüden açık süt alırdı. Her seferinde de beş litre alırdı. Sütçü "Kaç litre abla?" diye sorardı, annem de "Beş" derdi. Ben de bi gün gaza geldim, elimde su şişesiyle bardak. Gittim anneme "Kaç litre abla?" dedim. Annem de oyunuma ortak olup "Beş" diye cevap verdi. Ben de tam beş bardak suyu afiyetle içtim. Ardından salonun ortasına kustum. Şimdi içsem bir şey olmuyo' ama o zaman küçüktü midem tabii. (Anneler çocuğunuza sokaktan süt almayın, benim gibi olurlar!)
  • Kardeşimi boğuyordum az daha. 4 yaşında falanım. Kardeşim Batuhan yeni doğmuş, daha kundakta bebek. Bana da böyle draje şeklinde çikolatalardan almışlar. Her şeyini paylaşmayı daha küçüklükten öğrenmiş olan ben, kardeşimin de canı çekmiştir diye onun ağzına da iki üç tane tıkmışım. Sonra baktım bizim ufaklık kızarmaya başladı. Heralde sıcak bastı çocuğa diye bi' de güzel kolonya sürmüşüm suratına. Neyse ki ev ahalisi erken fark etmiş durumu da başına bir şey gelmeden atlatmış kardeşim. Geçenlerde Güneşi Gördüm'ü izlerken de kardeşlerini temizlensin diye çamaşır makinasına atan ve ölmesine sebep olan çocukları gördüğümde bu anım geldi aklıma fena oldum.
  • "Polis amca ben kayboldum!" Babamla bir gün çarşıya gittik. Daha bilincimin tam açılmadığı dönemler. Babam muhtemelen bankada falan ufak bir işini halletmek için beni arabada bırakıp arabadan indi. İnmeden de tembihledi: "Oğlum sakın arabadan inme kaybolursun." Ben de inatçıyım ya, babam gözden kaybolunca arabanın kapısının kilidini açıp indim arabadan. Şöyle bi' baktım etrafa. Körlemesine dolaşmaya başladım. Sonra bir polis memuru görüp ona yanına gittim ve dedim ki: "Polis amca ben kayboldum." Neyse polisler beni aldı, merkeze götürüp sorguya çekti. Bir şekilde babamı bulup teslim ettiler. Ama çok eğlenceliydi, herkese tavsiye ederim.
Şimdilik maceralarım bu kadar. Aklıma yenileri geldikçe yazmayı düşünüyorum.

» Yazının tamamı için tıklayın

13 Nisan 2009 Pazartesi

e-dream'in Ardından

Blogumu takip edenler bilir, yaklaşık bir ay önce Fatih Koleji'nin düzenlediği e-dream adlı webtasarım yarışmasına katılmıştım. Kendi hazırladığım tasarımdan çalıntı olmaması için blogumdan link vermemiştim. Fakat artık yarışma sonuçlandığına göre vermemde sakınca yok. Kocaeli-İzmit konulu hazırladığım siteye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Benim çalışmam ne yazık ki ön elemeyi geçip finale kalan (yanılmıyorsam) otuz proje arasına bile giremedi. Kendi tasarımımı gerçekten beğenerek ve çevremdekilere de beğendirerek yapmıştım. "Demek ki adamlar sağlam siteler yapmış." diyerek seneye kendimi geliştirip tekrar katılmaya karar vemiştim. Fakat dün itibariyle bu fikrim tamamen değişti ve bir daha Fatih Koleji'nin düzenlediği hiçbir yarışma veya organizasyonda yer almamaya karar verdim.

Sonuçlar 4 nisanda belli oldu. Sanırım ayın beşinde de kazananlar internet sitesinde yayınlandı. Benim de katıldığım liseler web tasarım kategorisinde birinci olan arkadaş Flash kullanarak Çanakkale Savaşları konulu sağlam bir site hazırlamış. Gerçekten siteyi incelediğimde büyük emek harcandığını ve göze hitap ettiğini gördüm. Kendisini tebrik ediyorum.

Dün ise yine e-dream sitesine girdiğimde dereceye giren diğer projelerin de yayınlandığını gördüm. Ağzım sulu vaziyette tek tek linklere tıkladım ve incelemeye başladım. Nasıl bir sıralama yaptılar bilmiyorum ama tam 20 adet madalya alan proje vardı. Bunları incelerken bazılarının hakikaten tasarım ve altyapı olarak benim sitemden kuvvetli olduğunu gördüm. İlk gözüme ilişen, geçen sene yarışmayı kazanan Mehmet Akif konulu siteye benzer tasarımda birkaç sitenin ödül aldığıydı. Örneğin Şehit-Gazi adlı bir proje neredeyse geçen yılın galibinin arayüzünü taklit ederek madalya kazanmıştı. Siteleri yan yana görmek için yandaki resme tıklayabilirsiniz.

Bunlar arasında çok beğendiğim siteler de oldu tabii. Örneğin Yeşil Hayat adlı bir site, hem konu olarak küresel ısınmayı işlemesi, hem de tasarım anlayışının benimkiyle çok uyuşması sebebiyle hoşuma gitti. Ama konusu benimkine benzer şekilde Mardin ve Erzincan illerini tanıtarak madalya alan siteleri incelediğimde kendiminkinin yanında zayıf buldum onları.

Fakat asıl şoku Mücahit Küçük tarafından hazırlanan İnsan ve Bilinmeyenleri başlıklı siteyi açınca yaşadım. Sitenin tasarımı ilk bakışta bana hazır şablon üzerine kurulmuş izlenimi yarattı. Tam nedenini bilmiyorum ama hislerime güvenirim. Sitenin kaynak kodlarına baktım ve CSS dosyasının Creative Commons ile lisanslandığını gördüm. Bu genellikle hazır şablonlarda olan bir şey. Fakat uyanık arkadaşımız şablonun ismini cismini silip kendi adını koymuş oraya. Sitede en göze çarpan imaj olan ağaçta asılı kağıda sağ tıklayıp dosyanın ismine baktım. sidemenu.jpg olduğunu gördüm. Sonra bunu Google'da aratmak suretiyle ramblingsoul.com isimli bir sitede yayınlanan Surreal isimli bedava şablonun aynısı olduğunu gördüm ve başımdan aşağı tam anlamıyla kaynar sular döküldü. Bir webtasarım yarışmasında başkasının hazırladığı hazır şablonu kullanan biri madalya almıştı.

Tasarım da çok güçlü gelmedi bana. Niye bunu seçtiler diye sorgularken sayfada aşağı doğru indim ve neden seçildiğini anlar gibi oldum. Sitenin footer bölümündeki yazıyı aynen aktarıyorum:

Ey insan 'üstün kerem sahibi' olan Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan nedir? Ki O, seni yarattı, 'sana bir düzen içinde biçim verdi' ve seni bir itidal üzere kıldı. Dilediği bir surette seni tertib etti. (İnfitar Suresi, 6-8)
Site evrim teorisini kötüleyen ve Tanrı'nın mucizelerini anlatan bir siteydi ve kendine yakıştığı gibi bir ayet ile bitmekteydi. Her ne kadar Fatih Koleji'nin bu yarışmada tarafsız olduğuna inanmak istesem de bu inancım tamamen sona erdi.

Hemen yarışma koordinatörüne o tasarımın çalıntı olduğunu bildiren resmi bir mail attım. Bugün eve geldiğimde cevap gelmişti. Cevabı burada yayınlamakta sakınca görmüyorum:

Merhabalar;
Öncelikler ilginizden dolayı teşekkür ederim. Sizde biliyorsunuz yarışmamıza binlerce proje katıldı. bunların tasnifi değerlendirmesi büyük emek isteyen işler. Bu sene Lise Web kategorisinden en az 15 projeyi direk eledik template kullandıkları için. ama internette binlerce template site var bunların hepsine hakim olmak da zor tabi. E-dream juri heyeti finale kalan projeleri finalist öğrencilere ayrıntılı şekilde anlattırıyor. eğer yarışmacı anlatmakta bir zorluk çekerse veya sorulan sorulara cevap veremezse zaten puanı kırılıyor. MÜCAHİT KÜÇÜK'ün sitesi gözden kaçmış. Daha öce haber verseydiniz elenebilirdi. ama şuan yarışma bitti. Yapılacak çok fazla şeyde yok.
İyi çalışmalar.
Ben de bana gelen cevaba cevaben şu mesajı yazdım:

Tekrar merhaba,

Ne kadar zor görünse de; ben öğrenci başıma, sadece evimdeki bilgisayar ve internet bağlantısı ile 10 dakikada bir tasarımın çalıntı olduğundan şüphelenip bunu ispat edebiliyorsam; katıldığım yarışmada benim projemi değerlendiren ve elinde yarışmaya dair tüm materyaller bulunan "jüri"yi oluşturan insanlardan da aynı hassasiyeti beklerim. Sitenin hazır template olduğunu da sadece kaynak kodlarına bakıp kodların bir bölümünü Google'da aratarak buldum. O templatei daha önce ne görmüşlüğüm ne de kullanmışlığım var. İlgili jüri benim yaptığım tespiti yapamıyorsa bu zaten onların benim çalışmamı da değerlendirebilecek kapasitede olmadığını gösterir bence.

Yaklaşık bir ay boyunca uğraşıp hazırladığım tasarım aynı jüri tarafından ön elemeyi geçmeye bile layık görülmedi. Fakat bu belki de birkaç dakikada hazılanmış çalıntı tasarım hem maddi olarak ödüllendirildi hem de manevi olarak onore edildi. Eminim projenin sahibi de şu an jüriyi kandırarak elde ettiği galibiyetin haklı sevinci içerisindedir. Bana göre 5 yıldır düzenlenen ve basın yayın yoluyla bunca tanıtımı yapılan bir yarışmada ödül alan bir projenin çalıntı çıkması hiçbir bahane ile açıklanamaz. Daha önce haber verme şansım ne yazık ki olmadı çünkü diğer projeler hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Web sitesini yarışma sonrasında sık sık ziyaret ettim ve ilk fark ettiğim anda ödül alan projelerin çoğunu inceledim. Yanlışlığı da fark ettiğim gibi size mesaj attım.

Yarışmadan elendiğimi öğrendiğimde bir dahaki seneye kadar kendimi geliştirip başka bir tasarım ile tekrar katılmayı düşünüyordum. Fakat an itibariyle bir daha kurumunuza ait hiçbir yarışmaya katılmayı düşünmemekteyim. Hatta çevremdeki insanları da bu organizasyonlara katılmamaları ve itibar göstermemeleri için uyarmaktan çekinmeyeceğim.

Saygılar,
Oğuzhan Öçbe
Söylediğim her kelimenin hala sonuna kadar arkasındayım. Yorumu size bırakıyorum.

» Yazının tamamı için tıklayın

06 Nisan 2009 Pazartesi

Kalemi Obama'yla aynı tutuyorum!

Bugün ABD'nin ilk siyahi başkanı Barack Hussein Obama II, Ankara'daydı. Başkan seçilmeden önce kendisine karşı oldukça önyargılıydım. Çünkü Ermeni sorunsalıyla ilgili söylemleri her Türk evladını etmesi gerektiği gibi beni de rahatsız etmişti. Seçim öncesinde görüşüm; "Evet, siyahi bir Amerikan başkanı büyük değişimlerin başlangıcı olacaktır; fakat yine de bu kişi Obama -veya onun görüşlerine sahip herhangi biri- olmamalı." şeklindeydi. Hatta Obama dün akşam Ankara'ya inerken, ailem tvde seyretmem için beni de çağırdı fakat ben, "Geliyosa geliyo' bana ne faydası var." diyerek geçiştirdim. Fakat daha sonra Dünya'yı ilgilendiren bu ziyarete göz yumamayacağımı anladım. İşte görüşlerimdeki değişim de burada başladı.

Zaten seçim dönemi ve sonrasındaki sıcak tavırları eğer başkan seçilirse diğer başkanlardan farklı bir profil çizeceğini az çok belli etmekteydi Obama'nın. Ama özellikle bugünkü Ankara ziyareti benim kafamdaki Obama fikrini neredeyse tümden silip attı.

Kendisine sempati duymaya başlamam, kalem tutuş şekillerimizin aynı olduğunu fark etmemle oldu. Ben solak olduğumdan sebep yıllardır kalemi bi değişik tutarım. Herkes laf eder bu kalem tutuşuma. "Öyle kalem tutulur mu?" gibisinden. Ben de boynumu büker otururdum. Fakat bugün Anıtkabir Özel Defteri'ni imzalarken fark ettim ki 44. Amerikan Başkanı Barack Obama da solak ve kalemi aynı benim tuttuğum gibi tutuyor. Bu ilginç kalem tutuş şeklini incelemek isteyenler üstteki resme bakabilirler.

Sonrasında o herkese göre ilginç ama bana normal gelen kalem tutuşuyla yazdığı metni okudum. Obama Atatürk'e ve Türkiye Cumhuriyeti'ne övgüler yağdırdıktran sonra, sözlerini Ulu Önder'in "Yurtta barış, dünyada barış." sözüyle bitirmiş. Daha önce çalışılmış bir metin mi bilmiyorum fakat bir Amerikan başkanının Atatürk'ün sözünü yazdığı metinde kullanması büyük bir jest oldu bence.

Bir de bunun üzerine DTP'li Ahmet Türk'e PKK ve Kürtler konusunda verdiği "Şiddet çözüm değildir." ayarı ve kendisine sorulan bir soru üzerine Ermeni sorunu için "soykırım" kelimesini kullanmayacağını belirtmesi, Obama'nın gözümdeki değerini yükseltti.

Obama'nın jestine yanıt niteliğinde, yazımı kendi seçim sloganıyla bitirmek istiyorum;

Change can happen. / Değişim gerçekleşebilir.

» Yazının tamamı için tıklayın

02 Nisan 2009 Perşembe

Ayın IN ve OUTları (Mart 2009)

Artık bu blogu yavaş yavaş bir çizgiye oturtmam gerek. Bu nedenle periyodik olarak yazacağım bazı yazı dizileri planlamaktayım. Bunların ilki ayın IN ve OUTları olacak. Türkçe'ye dikkat edebildiğim kadar dikkat ederim fakat IN ve OUTlar popüler bir söylem ve Türkçe'de o hissiyatı tam olarak veren bir sözcük grubu olduğunu düşünmüyorum. O sebeple bu bölümün ismi böyle kalacak zannedersem. Eğer Türkçe isim konusunda öneriniz varsa yorum olarak yazabilirsiniz.

IN / OUT

Windows 7 / Vista
Güneş ve Yaz Yağmuru / Bulutlu ve Yağışlı Hava
Güneşi Gördüm / Beyaz Melek
Live Messenger / Yeni Facebook
Eski KKFL / Yeni KKFL
Sınavlar / Ense Yapmak
Nokia'da Win98 çalıştırmak / iPhone
Turkcell Sınırsız SMS / Avea 5000 SMS
Yaz Saati / Kış Saati
Lady Gaga / Rihanna
Yerel Seçimler / Amerika Seçimleri
TRT'de F1 / TRT 6

» Yazının tamamı için tıklayın

28 Mart 2009 Cumartesi

Yerel Seçim 2009

Yarın yerel seçim var. Hadi oradan diyeceksiniz, eminim. Ülke gündemi tamamen seçimlere kilitlenmişken ben de seçimlerle ilgili bir yazı yazmadan geçemedim. Fakat yazımda bahsetmek istediğim, seçimlerin siyasi boyutu ve sonuçları değil. Seçimlere ait istatistiksel sayılar ve yerel seçimlerin ülke ekonomisine olan katkıları.

29 Mart yerel seçimlerinde oy kullanma hakkı olan seçmen sayısı 48.006.650'ymış. 2004 yılında yapılan yerel seçimlere katılım %76 düzeyinde olmuş. Yine aynı düzeyde bir katılım olması halinde 36 buçuk milyon seçmenin oy kullanması beklenebilir. Bu oyların da 1-1,5 milyon kadarının geçersiz sayılacağını varsayarsak, 35 milyon civarı geçerli oy kullanılacak. Yani son nüfus sayımı sonuçlarına göre 71.517.100 olan Türkiye nüfusunun yaklaşık yarısının oyuyla belirlenecek ülkeyi yerel düzeyde yönetecek olanlar.

Peki kimleri seçecek bu ülkenin yarısı? Adana'dan Osmaniye'ye 81 ilin genel meclis üyeleri, 16 büyükşehir belediye başkanı ve 2.931 tane belediye başkanı seçilecek. Bu 2.931 belediye başkanının 957'si ilçe, 1974'ü ise belde belediyelerine başkan seçilecek. Yine belediye başkan adayı sayısına eşit olacak sayıda da belediye meclisi oluşturulacak. Ayrıca 34 bin 305 köy, 18 bin 460 tane de mahalle muhtarı seçilecek. Yani toplam 52.765 muhtar seçilecek.

Büyükşehir sınırlarında oturanlar kişi başı toplam 5, belediye sınırında oturanlar 4, köy sınırlarında oturanlar ise 2 oy atacak.

Tüm bu seçimler için ülke genelinde toplam 177.044 adet sandık kurulacak. Seçime katılan 19 siyasi parti var. Tüm bu sayısal verileri bir de ekonomik olarak inceleyelim. Bunun için Ankara Ticaret Odası'nın 2004 yılındaki Yerel Seçimler için hazırladığı seçim raporundan faydalanacağım.

2004 yılında yapılan seçimlerde adayların seçmen başına ortalama 23 TL harcayacağı öngörülmüş. 2004-2009 arası Merkez Bankası enflasyon verileriyle değerlendirildiğinde bu paranın günümüzdeki karşılığı 34,79 TL'ye denk geliyor. Yuvarlak hesap 35 TL diyelim. 35 TL seçim yatırımını seçmen sayısıyla çarparsak 1.680.000.000 Türk Lirası ediyor. Evet, sadece adayların seçim yatırımları yeni para ile bir milyar altı yüz seksen bin, eski para ile bir katrilyon altı yüz seksen trilyon ediyor.

Yine aynı rapora göre 2004 seçimlerinin T.C. devletine masrafı 70.000.000 TL olarak öngörülmüş. Bunu zamanın seçmen sayısı olan 43 milyona bölersek seçmen başına 1,62 TL masraf çıktığını görürüz. Şimdi bu masrafı 2009 seçmen sayısı olan 48 milyonla çarpalım. Ortaya çıkan miktar 78.139.535 TL. Daha bitmedi. Peki 2004 şartlarında 78 milyon TL olan toplam masraf, 2009 yılında ne kadar olur? Yine TCMB enflasyon verilerini kullanıyoruz. Ulaştığımız miktar: 118.206.454 TL. Yani yuvarlak hesap 118 milyon TL.

Seçimler dolayısıyla oluşan her türlü maddi ve manevi kirliliği, seçim günlerindeki iş gücü kaybını, seçim ertesi tatil edilen okulların eğitim kaybını hiç hesaba katmazsak; adayların partilerin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin 2009 Yerel Seçimlerine harcadığı ve harcayacağı para 1.800.000.000 TL (Bir milyar sekiz yüz bin Türk lirası) tutmakta. Dolar karşılığı ile 1.074.626.865 $, Euro ile 807.174.887 €, Suudi Arabistan Riyali ile 3.982.300.884 Riyal etmekte.

Sizce de çok para değil mi?..

Dipnot: Enflasyon hesaplanırken TCMB'nin enflasyon hesaplama sayfasında Mart 2004 ve Şubat 2009 verileri kullanılarak hesaplama yapılmıştır. Seçime dair istatistiki bilgiler, çeşitli kaynaklardan edinilmiş olup, gerçek değerlerle farklılık gösterebilir. Yazı içerisinde TL olarak kullanılan para birimi 2009 itibariyle Yeni Türk Lirası'nın yerini almış olan 6 sıfır atılmış Türk parasıdır.

» Yazının tamamı için tıklayın